Chapter Text
Sezon açılmışken kasabalı birbirlerine iyi yazlar dilemeye, gençler yaz ateşini planlamaya başlamıştı. Her sene olduğu gibi canlı mavi rengiyle Leeroy Key iskelesini süsleyen Afrodit isimli tur teknesinin getirdiği kalabalık ile dükkanlar açılmış, kasaba tekrardan renk kazanmıştı. Bütün bunların yanında Changbin’e yazın geldiğini asıl hissettiren ise Lee ailesinin Deniz Feneri’ni açmaları olmuştu.
Gün ortası yaklaşırken yavaş yavaş tepeye yükselen güneş ile sıcaklık iyice hissedilmeye başlamış Changbin bulduğu kısa mola fırsatında kendini soğuk suya bırakmıştı. Suyun dışında kalan omuzları sıcak hava ile hızla kururken omega yüzünü kıyıya dönmüş uzaktan gözüken deniz fenerini incelemişti. İskelenin hemen yanında yıllarca asıl amacına uygun kullanılan deniz feneri zamanla modernleşen kasabaya restorasyonlarla uyum sağlamış ve kafeye dönüşmüştü. Changbin için ise ikinci bir ev haline gelmişti.
Halk plajından sadece birkaç adım uzakta olan Felix’in ailesine ait ahşap yapı duvarlardaki aile fotoğrafları, yoğun saatlerde müşterilerin sesiyle oluşan uğultu, deniz tuzu ve kahve kokusuyla Changbin için dünyadaki en huzurlu yerdi. Bu yüzden Felix günler önce beraber kurdukları, bütün sürünün kıyafetlerini barındıran yuvada uzandıkları sırada arkadaşına deniz fenerini açacaklarını söylediğinde omeganın neşeyle mırıldamasına sebep olmuştu.
Şimdi Changbin tenine çarpan serin dalgaların tadını çıkarmaya çalışıyorken kafenin verandasında bulunan masaların dolduğunu görmüştü. Kafenin yoğun saatleri başlamışken Felix’in bütün masalarla tek başına ilgilenmesini istemediğinden hızla sudan çıkmıştı. Deniz kıyısından kafeye olan birkaç adımlık mesafeyi yürümeye başlamadan kuma gelişi güzel attığı havlusunu alıp saçlarını kurulamış deniz tuzuyla dalgalanan saçlarını daha fazla kabartmıştı.
Beyaz ahşap binanın denize bakan geniş verandasına ulaştığında arkadaşı Felix yeni gelen müşterilerle ilgileniyordu. Geniş cam kapıdan içeri girmeden önce sarışına yaklaşmış kot şortunun cebinden alacağı siparişleri yazabilmek için tükenmez kalem almıştı. Havlusunu omzuna atarken kafeye yeni geldiği belli olan, yedi numaralı masaya yerleşen dörtlüye ilerlemişti.
Günün bu saatleri kasabaya yeni gelen turistlerin sahile inip denizin keyfini çıkarmadan önce geç kahvaltı ettikleri saatlerdi. Bu yüzden dört yabancı çok düşünmeden kahvaltı tabaklarını seçerken Changbin herkesin içecek siparişlerini tükenmez kalem ile avcuna karalamıştı.
“Birazdan siparişlerinizle dönerim”
Dörtlüden aldığı gülümsemeler ve teşekkürlerle masadan uzaklaşmış kasanın arkasına, mutfağa, adımlamıştı. Tıpkı kafenin devamı gibi beyaz ve mavi tonlarda dekore edilmiş mutfak daha küçük ve daha sıcak bir ortamdı. Changbin sıcak yaz akşamlarında, kafeyi kapattıktan sonra Felix ve Felix’in annesi Genevieve ile bu mutfakta şarap şişelerinin dibini görmüş unutamayacağı güzel anılar yaşamıştı.
Fakat günün en yoğun saatinde mutfak bulaşıklar ve Gen’in yetiştirmeye çalıştığı siparişlerle savaş alanı gibiydi. Changbin önce omzundaki havluyu duvardaki askıya asmış ardından Gen’e selam verirken tezgahtaki adisyonlara uzanmıştı. Aceleyle avucuna karaladığı siparişleri Genevieve için kağıda geçirmişti. “Saatin farkında değildim” müşterileri yoğunluğu sırasında ara verip ikiliyi yalnız bıraktığı için “Özür dilerim” demişti.
“Sorun değil”
Felix’in sarı saçları ve çillerini aldığı, bir kopyası gibi gözüktüğü, Gen tezgahtaki tabaklara son dokunuşları yaparken “Zaten kalabalık aniden başladı” diye eklemişti. Sözlerinin ardından hazır olan tabakları Changbin’e uzatmış “Birinci masaya” demişti. Omega hızlıca baş sallayarak onaylamış siparişleri yetiştirmeye çalışan alfayı daha fazla oyalamadan mutfaktan çıkmıştı.
İki kahvaltı tabağını birinci masadaki çifte götürmüş başka istekleri olmadığından emin olduktan sonra kafenin sol tarafında kalan bar taburelerine ilerlemişti. Kasabanın yerlisi olan tanıdık birkaç yüzün siparişini almış kafedeki koşuşturmacanın arasında birkaç kez Felix ile çarpışmıştı. Changbin mutfaktan elinde bir soğuk kahveyle çıkarken Felix’le yan yana geçtikleri sırada sarışın “Soğuk muydu?” diye sormuştu.
Changbin arkadaşının deniz hakkındaki sorusunu “Güneşte yürüdükten sonra tam olarak doğru soğukluktaydı” diye yanıtlamış ardından omeganın sızlanışını duymuştu. “Burası boşaldığında kıyıya koşacağım” Changbin’in kıkırtısıyla ikili tekrardan müşterilere yetişmek için farklı yönlere adımlamışlardı.
Bir süre daha bütün kalabalıktan dolayı olduğundan daha küçük gözüken kafede yoğunluk devam etmiş Gen’in hazırladığı tabaklar masalara ulaşmıştı. Changbin’in yardımcı olduğu yedinci masadaki dörtlü arkadaş grubu hesaplarını ödeyip sahile doğru adımladığı sırada ise deniz feneri sakinleşmişti. Sonunda müşterilerin siparişlerini yetiştirmek için koşturmaları gerekmediğinde ikili boş tabak ve bardakları toplayıp masaları silmeye başlamışlardı.
Gen mutfakta sebep olduğu savaş alanını toplamasının ardından ön tarafta omegalara katılmış hala çalışan ikiliye “İyice temizleyin” demişti yüzündeki gülümsemeyle. Kasa arkasında durduğu yerde ona en yakın kişiye, Changbin’e, uzanmış “Orda bir leke mi kalmış?” demişti. Omega Gen’in yüzündeki gülümsemeye rağmen kaşlarını çatmış ardından şikayet etmeden masayı tekrardan silmişti.
İçerideki iki masa ve camın önündeki, bar taburelerinin olduğu, tezgah tamamen temizlendikten sonra omegalar ön verandaya ilerlemişti. Changbin müşterilerin farklı masalara çektiği sandalyeleri yerlerine taşırken sarışın omeganın odağının sildiği masadan çok sahilde olduğunu fark etmişti. “Hey!” Felix’in işten kaytardığını düşünüp şikayet etmek için ağzını açmış fakat sarışının bakışlarını takip ettiğinde söyleyeceklerini unutmuştu.
Denizin tadını çıkaran turistlerin arasında dalgaların sahile vurduğu kıyıda bir yabancı kalabalığın arasında hızlıca dikkatini çekmişti. Üstündeki keten gömleği ve kot şortuyla suyun tadını çıkaran adam kumsalda pati izleri bırakıp ona doğru koşan yavru köpeğe gamzelerini göstererek genişçe gülümsüyordu.
Felix diğer omeganın da manzarayı fark ettiğini gördüğünde gülümseyerek sildiği masaya yaslanmıştı. “Bu sene her zamankinden fazla yakışıklı ziyaretçimiz var” Changbin sarışına omuz silkerek cevap verirken dizlerine kadar suyun içinde olan ve yavru köpeğin hızına yetişmeye çalışan adamdan gözlerini ayırmamıştı.
Felix sahile indiğinde Changbin gelen müşterilerle ilgilenmek için gönüllü olmuş deniz fenerinde kalmıştı. Kasabanın yerlisi olan birkaç tanıdık yüz sarışının yokluğunda kafeye uğramış kahve siparişlerini alıp güne devam etmişlerdi. Kafe tekrardan boşken sessizliğin arka planında kumsalda denizin tadını çıkaranlar duyulurken içeride ön kapıda bulunan zilin sesi yankılanmış içeri önce sandal ağacı ve toprak kokan feromonlar daha sonra uzun siyah saçları, siyah kolsuz tişörtü ve güneş gözlükleriyle Hyunjin girmişti.
“Çiçek siparişi sizin miydi?”
Kasabanın merkezindeki çiçekçinin sahibi olan alfa her gün olduğu gibi bir buket çiçekle kafeye gelmişken bakışları önce kafenin boş masalarında dolanmış daha sonra Changbin’i bulmuştu. Göz göze geldiklerinde yüzünde geniş bir gülümseme oluşmuş mor, sarı ve pembe çiçeklerin bulunduğu buketi omegaya vermek için kasada duran Changbin’e doğru adımlamıştı.
Hyunjin’e aynı sıcak, geniş gülümsemeyle karşılık verirken buketi almış “Hoş geldin” diyerek karşılamıştı alfayı. Zaman kaybetmeden çiçekleri kasada bulunan mavi cam vazoya yerleştirirken teşekkür etmişti. Beyaz ve mavi ferah kafeyi renklendiren çiçeklere daha iyi bakabilmek için geriye adımladığında ise sırtı alfanın göğsüne çarpmıştı.
“Özür dilerim”
Temasları ile Changbin etrafının sandal ağacı kokusuyla çevrelendiğini hissederken alfadan uzaklaşmak için ileri atım atmaya yeltenmişti. Fakat Hyunjin’in belindeki elleri ile engellenmişti. Toprak kokusu Changbin’in Limon feromonlarıyla karışırken Alfa fısıldamak için eğilmişti. “Güzel gözüküyorlar” dudakları sözleriyle omeganın boynuna değmiş Changbin’in sözlerini unutmasına ve sadece mırıldanmasına sebep olmuştu.
Hyunjin ve Changbin’in beraber büyümüş çocukluktan yetişkinliğe adım attıkları sırada ilişkileri bir arkadaşlıktan fazlası olmuştu. Kalabalık buluşmalarda Hyunjin’in gözleri omegayı aramaya başlamış Changbin alfanın feromonlarını her yerde tanır olmuştu. Yan yana oldukları her an birbirlerine temas etmek için bahaneler uydurmaya başlamış konuşmadan bile gülüştükleri kendi küçük dünyalarını oluşturmuşlardı.
“Jinnie!”
Sadece birbirlerine odaklandıkları küçük dünyalarından onları uzaklaştıran ve gerçek dünyaya döndüren şey ise ıslak mayosu ve dağılmış saçları ile içeri giren Felix olmuştu. Changbin Felix’in sesiyle ne kadar yakın olduğunu fark ettiği alfadan sanki ateşe değişmişçesine irkilip uzaklaşmıştı. Changbin’in yakın arkadaşı olduğundan bir süre sonra Hyunjin ile aralarındaki bir ileri bir geri giden oyunu görmezden gelmeyi öğrenen Felix ise vazodaki çiçeklere yönelmiş “Bir an için bu gün bizi unuttuğunu sanmıştım” demişti.
Hyunjin tıpkı omeganın her yerde onun sıcaklığına sokulmasına, ona gülümsemesine alıştığı gibi birilerinin görebileceği yerde ondan kaçınmasına alışmıştı. Bu yüzden gözlerini Changbin’den ayırmazken sarışına “Ah! Seni asla unutmayacağımı biliyorsun Lixie” diye yanıt vermişti. “Beni mi?” Felix alfanın cevabı ile ikiliye dönmüş “Unutamadığın kişinin ben olmadığına eminim” demişti.
Felix ikilinin beraber olmadıklarını söylemelerine ve girdikleri her odada kendileri hariç herkesin fark ettiği çekimlerini konuşmayı reddetmelerine alışmıştı. Fakat bu onu arkadaşının kızarmasına ve utanmasına sebep olacak imalar yapmaktan asla alıkoymamıştı.
Sarışının yorumu ile Hyunjin niyetini inkar etmekle uğraşmamış Changbin’e göz kırpmıştı. Kanın yanaklarına yükseldiğini hisseden omega ise sohbetten kaçınmak için “Sana dükkana götürmen için limonlu kek vereyim” demişti hızlı adımlarla kasanın arkasına, tatlıların olduğu dolaba ilerlerken.
Felix arkadaşının utançla kızarmasından en az onun kadar keyif alan Hyunjin ile baş başa kaldığında “Jisung dükkanda seninle mi?”diye sormuştu. Sohbetlerine kulak kabartan Changbin olumlu yanıtı duyduğunda kutuya bir dilim daha eklemişti. Felix ve Hyunjin’in bakışlarını sırtında hissederken keklerin üstüne kremalarını dökmüştü.
Üstünde küçük deniz feneri çizimleri olan karton paketi bantla kapatırken ise havadaki limon kokan feromonlarını kontrol etmek için derin bir nefes almıştı. Poşeti alfaya uzatırken “Afiyet olsun” demiş hala yanakları pembeyken bakışlarını bu sefer kaçırmamıştı.
“Görüşürüz Changbin”
“Görüşürüz”
